Dijital Mahremiyet
- 18 Mar
- 3 dakikada okunur

İnsanoğlunun doğası, büyük bir hızla, çok yaygın bir yerküresel duyarlılığın oluşmasına ve hiçbir gizin kalmamasına yol açacak olan enformasyon sistemlerine dönüştürülmektedir.
Marshall McLuhan
Son günlerde internet kullanıcıları şu sözleri sıkça söylemektedir: “Dün akşam bir şeyi satın alsam mı diye düşündüm, bugün aynısı internette reklam olarak karşıma çıktı! Artık düşüncelerimizi de okuyorlar…”
Hayır. “Henüz” düşüncelerinizi okuyamıyorlar sadece veri, yapay zeka ve makine öğrenmesi sayesinde sizi çok iyi tanıyorlar. Kullanıcıların verilerini onlardan izin alarak ve teşvik ederek paylaşmalarını sağlayan mecra ve cihazlar oldukça yaygınlaşmıştır. Elde ettikleri ham verileri “büyük veri” adı altında işleyip kullanıcıya re-marketing gibi yöntemlerle ürün satmaya çalışan tarafları durumun naif gözüken kısmıdır. Sosyal medyanın arka bahçesinde işlenen verilerin büyük çoğunluğu konum bilgileri, cihaz bilgileri, saat, saat dilimi, beğeniler, takipler, arama sorguları gibi mahrem bilgileri içerir ve metadata olarak adlandırılır. Bütün elektronik gönderilerde metadata mevcuttur. Aşağıda metadatanın elde edildiği platform ve cihazlar listelenmiştir:
Dijital Mahremiyet
Mahremiyet ve kişisel veriler KVKK gibi belirli kanunlarla koruma altına alınmaya çalışılsa da burada asıl önemli olan kullanıcının kişisel bilgilerinin gizliliğine ne kadar önem verdiğidir. Açık rıza göstererek verilerinin kullanımına izin veren günümüz kullanıcısı, bireysel faydasını göreceği yeni teknolojiler çıktığında bu rızayı vermekten çekinecek midir? Harari’nin aktarımına göre Google’ın kurucusu Sergey Brin’in eski eşi olan Anne Wojcicki’nin kurduğu ve DNA’nın 23 kromozomlu yapısına atıfta bulunan 23andMe şirketi DNA testi pazarında önde gelen firmalardan biridir. 99 dolar karşılığında gönderilen deney tüpüne tükürük örneğini koyup firmaya postalayan kişi, bir süre sonra DNA testi sonuçlarına internetten ulaşabilmektedir. Sonuçlar kişinin hastalıklara ve diğer durumlara karşı olan genetik yatkınlığını istatiksel olarak sunmaktadır. Bu şekilde çalışan biyoteknoloji şirketleri, Google, mobil dijital cihazlar ve kişisel rızanın birleşmesiyle “her şeyi bilen bir sistem” oluşmaya başlamıştır. Bu sistem; Netflix kullanan birinin seyir zevkini, Spotify kullanan birinin müzik zevkini, akıllı saat kullanan birinin kalp ritmini, telefon kullanan birinin lokasyonunu, sosyal medya kullanan birinin duygu durumunu, kişisel tercihlerini, Google’da arama yapan birinin neyi merak ettiğini, girdiği web sitelerine göre ne düşündüğünü, hayata bakışını, siyasal tercihini, şiddete eğilimini vb. şimdiden tasnif etmeye ve makine öğrenmesiyle geliştirmeye başlamıştır. Böylece kişiyi kendinden daha iyi tanıyan algoritmalar oluşmaya devam etmektedir. Bu algoritmalar kişinin karar verme süreçlerini derinden etkilemektedir. Sistemin düşünce okuduğu hissiyatı da buradan gelmektedir.
Kullanıcılar sosyal medya ve akıllı telefon aplikasyonları aracılığıyla kişisel verilerini paylaşmaya alıştırılmaktadır. Gelecekte nöro ve biyoteknoloji sayesinde yaygınlaşacak implant uygulamaları kişinin fiziksel durumunun bile ağda ulaşılabilir olmasını sağlayacaktır. Öte yandan artacak internet hızıyla birlikte gelişecek cihazlar, yapay zeka ve sosyal medyanın ileri versiyonları geriye kalan tüm datamızı soğuracaktır. Böylece devletin ve şirketlerin her an takip edebildiği siber bireylerin mahremiyeti kalmayacaktır.
Diğer açıdan baktığımızda zaten ağın içinde doğan yeni kuşakların bu durumla ilgili sorunları olup olmayacağı tartışmaladır. Şimdiden bulutta bir çok verisini saklayan yeni kuşağın üyeleri yakın gelecekte zamanının çoğunu bulutta yaşayarak geçiren yarı dijital bir varlığa dönüşebilir. Böylece hem datasını hem de metadatasını kendi açık rızasıyla ağda tutabilir ve paylaşabilir.
Ancak günümüzde çoğu veri kişinin rızası dışında metadata ve diğer yöntemlerle alınmaktadır. Örneğin; Amazon’un sesli asistanı Alexa’nın ortam dinlemesi yapıp sesleri veri merkeziyle paylaştığı ortaya çıkmıştır. Amazon her ne kadar kullanıcı deneyimini iyileştirmek için küçük bir bölümünü kullanıyoruz dese de bu kişinin rızası dışında dinlendiği gerçeğini değiştirmemektedir. Bu tip yapay zeka teknolojili cihazlar arttıkça artık bireysel mahremiyetten söz etmek olanaksız hale gelecektir. Marshall McLuhan’ın da aktardığı gibi: “İnsanoğlunun doğası, büyük bir hızla, çok yaygın bir yerküresel duyarlılığın oluşmasına ve hiçbir gizin kalmamasına yol açacak olan enformasyon sistemlerine dönüştürülmektedir.”
İnsan yer, uyur, aşık olur, kıskanır, öfkelenir, güler, heyecanlanır… Kısacası insanlık belirli bir kalıptadır ve onu değiştiren içine doğduğu kültürdür. Yani insanlar 1’ler ve 0’lardan oluşan dijital bir varlığa benzemektedir. Üstlerine bir “software” yani kültür yüklenebilir. Harari: “Biyologlar organizmaların birer algoritma olduğu sonucuna vardıkları an, organik ve inorganik yaşam arasındaki duvar yıkıldı, bilgisayar devrimi tamamen mekanik bir meseleden biyolojik bir tufana dönüştü ve bireylerin otoritesi algoritma ağlarının eline geçti” demektedir. Bu açıdan bakıldığında insan yapısı itibariyle siberleşmeye yatkındır ve siber dünya kendi kullanıcısını en ücra köşesine kadar tanıyacaktır. Görünen o ki geleceğin dijital dünyası insanların bireysel farklılıklarını törpüleyerek tek tipleşmesine yol açacaktır. Böylece ağ ve medyası büyük ihtimalle mahremiyetin ve özgür alanın olmadığı bir yapıya doğru evrilecektir. Entropiye tabi olan fiziksel ve sosyal dünyanın aksine, dijital dünyanın, sahip olduğu matematiksel altyapı sayesinde kendi içindeki kaos ve dağılmayı kontrol etmesi olanaklı gözükmektedir. Algoritmaların oluşturduğu bir dünyanın dijital entropiyi kontrol edebilecek bir yapıya ulaşması, o dünyanın ilk sakinlerinin verilerini istekle paylaşmalarını temel alacaktır. Bu durum tamamen dijitalleşen insanın siber dünyasında kültürel olarak mahrem olana yer olmamasından kaynaklanacaktır. İnsanın kendisi ve metadatası tarafından yaratılan siber evren yine insanın tanrıyı oynayabileceği kontrol mekanizmalarını ona sunacaktır.
Tabii yapay zeka teknolojik tekilliğe sebep olmazsa…
Not: Konuyla ilgili “Omniscient” isimli diziyi izleyebilirsiniz.
Özgün Çağlar Berkit






Yorumlar