top of page

Dijital Kamusal Alan

  • 18 Mar
  • 4 dakikada okunur

“21. yüzyılda insanlar tanrısal özellikler kazanacak olabilir ama 2018 itibarıyla halen Taş Devri’nden kalma hayvanlarız.”


Yuval Noah Harari


Habermas’a göre tarhisel bağlamda Roma’da sistematik örnekleri bulunan kamu ve kamusal alan kavramları “polis” olarak adlandırılan şehirlerde ortaya çıkmıştır. Hane halkının günlük yaşamlarını geçirdikleri evler “oikos” olarak adlandırılmıştır. Bu alanlar günümüzde özel yaşam olarak kavramsallaştırabileceğimiz ancak o günün kurallarına göre biçimlenmiş kölelerin, hizmetkarların, çocukların ve eşlerin bulunduğu karmaşık bir yapıdadır. “Polis”in kamusal alanında yani özel yaşamın dışında var olan devlet kurumları, pazar yerleri vb. gibi yerlerde bireyin varlığını sürdürebilmesi için özerk bir “oikos”a sahip olması yani bir aile reisi olması gerekmektedir. Diğer durumlarda o günün şartlarında kamusal alanda varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir. Öte yandan Habermas modern dönem için özel alanın mahremiyet temelli oluşan bir alan olduğundan ve ailenin mahrem tarafının kamuyla paylaşılmak istenmemesinden ötürü kamusal alandan ayrıldığını belirtir.


“Kamusal” kavramı Slater’e göre “hayatın paylaşılan, görülen ve hesap verilen parçasıdır. Kamusal hayat ortak normlar, kurallar ve değerler tarafından yönetilir. Kamusal, devlet tarafından kontrol edilen fakat bununla birlikte sürekli özele müdahale eden bir alandır. Özel hayat ise “sosyal hayatın en mahrem, en içsel ve kişisel kimlikle ilgili olan alanıdır. Kişi kuralcı olmayan veya sadece rızaya dayalı olmayanı özelde keşfeder. (…) Özel dünya, giderek kitle basını ve iletişim biçimlerinin nüfuzuna uğramaktadır – artık insanlar cep telefonu taşımakta ve böylece “her yerde” ulaşılabilir olmaktalar.”


İlk aşamalarında hayatta kalma ve üreme amaçlı yaşayan insanlık yaptığı devrim niteliğindeki yeniliklerle birçok teknolojik buluşa imza atmış, süreç içinde aya çıkmış ve günümüze gelindiğinde yapa zeka, biyoteknoloji, nöroteknoloji gibi ileri teknoloji barındıran disiplinlerde ilerlemiştir. Ancak bu duruma gelene kadar doğayı tüketmiş, sürekli büyüme ve tüketim üstüne kurulu ekonomik sistemiyle dünyanın ekolojik sistemine bir takım zararlar vermiştir. Yemek bulmak için hektarlarca ormanı yakıp kül eden ilkel insan gibi küçük ilerlemeler için büyük faydayı görmezden gelmiştir. Günümüze gelindiğinde binlerce yıldır içinde barındığı asıl sistem doğaya yabancılaşmış kendine sentetik bir dünya inşa etmiştir. İnşa ettiği bu yeni dünyanın ilk dönemlerinde yaşamaktadır. Oluşturduğu dijital terrarium kendi iç dinamiklerine sahiptir. Sosyal medya gibi kendi medyasını, Bitcoin gibi para birimlerini, sanal gerçeklik gibi kendi gerçekliğini yarattığı gibi kendi kamusal alanını da yaratmıştır. Ancak insanın kendisi oluşturduğu bu ileri teknolojik yapının içinde halen Afrika Savanalarında yaşayan ataları gibi düşünüp hareket etmektedir.


Harari “21. yüzyılda insanlar tanrısal özellikler kazanacak olabilir ama 2018 itibarıyla halen Taş Devri’nden kalma hayvanlarız.” demiştir. Bu aktarım bir “tık” ile tüm dünyaya ulaşabilen dijitial insanın ilkelliğini kısaca özetlemektedir. Teknolojiyi kullanarak sosyalleşen bu yeni insanın elektronik ortamdaki kamusal alanı ve özel alanı bir dikotomi oluşturmaktadır. Dijital dünyanın sınırlara sahip olmaması kamusal alanın çerçevesini genişletirken, mahremiyet olgusunun da henüz tam oturmamış olması ya da bir takım uygulamalar yoluyla kişinin özel verilerinin elinden alınması özel alan kavramını da belirsizleştirmektedir.


Habermas’a göre “Avcı – toplayıcı ve elektronik toplumlarda sınırların yokluğu birçok çarpıcı paralelliğe yol açar.” Benzerliğin bir takım sebepleri olduğu belirtilmektedir: “No sense of place” bunlardan bir tanesidir. Toplumsal duruşunu kamusal alanın belirleyiciliği (tarihsel ve mekansal) sayesinde oluşturan birey, enformasyon çağının sınıra tabii olmayan mekansız özellikleri nedeniyle bu ortamda nerede konumlanacağını belirleyememektedir. Dijital toplum sınırsızlık ve mekansızlık bağlamında avcı – toplayıcılarla benzerlik göstermektedir.


Ortak ilgi temelinde organize olan internet kullanıcıları reel dünyadakinden daha esnek bir dijital kamusal alan oluşturmuşlardır. Paylaşım ve özgürlük üstüne kurulan internet ilk etapta devletin denetim mekanizmasından bağımsız olduğu için kendi özerk kamusal alanını oluşturmuştur. Ancak sonraları artan devlet kontrolü bu alanı daraltsa da yapısal anlamda değişimine sebep olmamıştır. İnternet günümüzde de paylaşıma dayalı ve özgürlükçü bir yapıdadır. Mridvano’ya göre “21.yy’a gelindiğinde kamusal alan artık internete taşınmış durumdadır. Kamusal alan kavramının yüzyıllar içerisinde geçirmiş olduğu tüm evrelerin birer uzantısını ve numunesini dijital ortamda bulmak mümkündür. Kahvehanelerin yerini sohbet odaları ve sosyal medya servisleri, pazarların yerini sanal pazar siteleri, meydanların yerini de sanal topluluklar almıştır.”


Dijital kamusal alanda var olmak için Roma’da olduğu gibi aile reisi ya da modern dünyada olduğu gibi sosyal statü – para sahibi olmanıza gerek yoktur. İnternet ve ona bağlanabilen bir cihaz olması yeterlidir. Dijital kamusal alan kişinin gerçekte kim olduğuyla ilgilenmemektedir. Oradaki davranışları kişiye yeni bir kimlik yaratır. Ayrıca erişebileceğiniz kişiler sınırsızdır. Bu açıdan dijital kamusal alan kendi kültürel normlarını ve davranış kalıplarını oluşturmaktadır. Dijital kamusal alanın kişiye sağladığı özgürlüğün çerçevesi ve anonimlik; din, dil, ırk gibi reel hayatın gerçeklerini zorunlu kılmaz. Özellikle yeni kuşağın internetle iç içe yaşaması, dünyada neler olduğunu anında görebilmesi ve bunlarla etkileşime girmesi eski kuşağa ait mahremiyet değerlerini sorgulamasına neden olmaktadır.


İnternet yapısal olarak her ne kadar özgür bir alan olsa da zaman zaman içinde barındırdığı sanal toplulukların sert kuralları oluşabilmektedir. Reel hayattaki ünvanlar burada geçersizdir. Bu açıdan bakıldığında kişi dijitalde varlık göstermeye başladığında reeldeki köklerinden bağımsız bir kamusal alan inşa edilmekte olduğunu görmektedir. Bu da aslında dijitalde kamusal alan kavramının bir değil birden fazla olduğunu, bu kadar bölünmesi nedeniyle de kamusal alanın sınırlarını çizmenin olanaksızlığını ortaya çıkmaktadır.


Devletlerin buradaki rolü özel ve kamusal alanın dijitaldeki varlığına ne kadar müdahil olabileceğiyle ilgilidir. Kendi para birimlerini de üretmeye başlayan dijital toplum merkeziyetsiz bir yapıya doğru evrilmektedir. Kamusal alanını reelden bağımsız tanımalaycak olan bu toplum özel ve kamusal arasındaki geçişkenliği de artıracaktır. Bu bağlamda dijital dünyanın ilkel insanı, dijital kamusal alanın temellerini atmaktadır. Gelecekte küresel ağda şekillenecek yapı, gerçek dünyanın tarihsel bağlamından kopamayan kamusal alan gibi, bu insanın izlerini taşıyacaktır.


Özgün Çağlar Berkit


 
 
 

Yorumlar


bottom of page