top of page

Dijital Ayak İzi

  • 18 Mar
  • 4 dakikada okunur

Cambridge Analytica,sadece 68 defa Beğen butonuna basmış herhangi bir Facebook kullanıcısının siyasi eğilimini, ten rengini, cinsel yönelimini hatta zekâ, dini bağlılık, alkol, sigara ve uyuşturucu kullanım durumlarını ve ayrıca ebeveynlerinin boşanmış olup olmadığı konularını %85 doğrulukla tahmin edebilmektedir…


Dijital ayak izi bir internet kullanıcısının siber dünyada istemli ya da istemsiz bıraktığı veri noktaları olarak tanımlanmaktadır. En sade anlatımıyla dijital ayak izi internette attığınız her adımın üçüncü parti yazılım ya da kişiler tarafından kayıt altında tutulmasıyla oluşmaktadır.


Bernard Marr’ın “Veri Stratejisi” kitabında yazdığına göre: “Veri toplama araçları sensörler, video, GPS, telefon sinyalleri, sosyal medya platformları gibi çok çeşitli kaynakları içerir.” Dijital ayak izi aktif ve pasif olarak ikiye ayrılmaktır. Aktif dijital ayak izi internette kasıtlı yaptığınız hareketler olarak tanımlanmaktadır. Örneğin sosyal medya hesabınızda yaptığınız bir paylaşım, attığınız bir e-posta veya kabul ettiğiniz çerez ayarları siber dünyada bilinçli şekilde bırakılan izler olarak görülmektedir. Pasif dijital ayak izi ise çevrimiçi durumlarda istenmeden ya da bilinmeden geride bırakılan izlerdir. Ziyaret ettiğiniz web sitelerinin IP adresinizi sizin izniniz olmadan kayıt altında tutması buna bir örnek olarak verilebilir. Sosyal medyaya kullanıcı tarafından atılan bir fotoğraftan alınan konum bilgileri, yine bu mecralardan kullanıcı izni olmadan ve ticari faaliyetler için alınan beğeniler, yorumlar, web sitelerinin cihazlara attığı çerezler yardımıyla o sitede olmayan kullanıcıların bir takım bilgilerinin takip edilebilmesi gibi örnekler pasif dijital ayak izine örnek olarak verilebilmektedir.


Statista’nın verilerine göre 2021 yılında dünyada 4.66 milyar insan aktif olarak internet kullanmaktadır. 4.32 milyar kişi internete mobil ağlardan bağlanmaktadır. Bu verilere göre dünya nüfusunun yarısından fazlası internet kullanmaktadır. Yine Statista’nın 2019 verilerine göre insanlar Asya-Pasifik’te günde 3 saat 25 dakika, Avrupa’da günde 3 saat 33 dakika, Latin Amerika’da günde 4 saat 35 dakika, Ortadoğu ve Afrika’da günde 4 saat 13 dakika, Kuzey Amerika’da ise günde 3 saat 57 dakika çevrimiçi süre geçirmektedirler. Normal bir insanın günde ortalama 8 saat uyuduğu düşünülürse geriye kalan aktif 16 saatin neredeyse dörtte biri çevrimiçi olarak geçirilmektedir. Bu da internetin ve dijital teknolojilerin insan hayatındaki yerini gösteren önemli bulgulardan biridir.


Yine Statista’nın 2021 ilk çeyreği verilerine göre Facebook dünyanın en büyük sosyal medya mecrasıdır. 2.85 milyar insan Facebook’u aktif olarak kullanmakta, 3.45 milyar insan ise aylık olarak Facebook dâhil Instagram ve Whatsapp gibi Facebook’un alt firmalarının uygulamalarını kullanmaktadır. Whatsapp’ın günde 100 milyar mesaj trafiğine ulaştığı ve kullanıcı sayısının 2 milyarı aştığı belirtilmektedir. Aust ve Ammann’ın “Dijital Diktatörlük” kitabında bahsedilene göre: “Bu mecralarda yaklaşık altmış tür veri düzenli olarak kaydedilmektedir: O anda nerede bulunduğunuz, hangi cihazı kullandığınız, hangi sayfalara girdiğiniz, bu sayfalarda ne kadar vakit geçirdiğiniz, arkadaşlarınızın kimler olduğu, neleri beğendiğiniz, o anda kiminle iletişim kurduğunuz, tuşlara basma hızınız, ne tür resimler yükleyip indirdiğiniz vb.” gibi bilgiler veri depolarında toplanmaktadır. Facebook gelirlerinin %63’ü olan 35 milyar doları bu verileri satarak kazanmaktadır. Yani son dönemde teknoloji şirketlerinin ekonomik olarak lider konuma yükselmelerinin arkasında, kullanıcı bilgilerini kullanan bir pazar yaratmaları bulunmaktadır.


Google’ın “Belirli Bir Reklamı Neden Görüyorsunuz?” başlıklı sayfasında verdiği bilgiler oldukça dikkat çekicidir. Nedenler şu şekilde sıralanmıştır: Google hesabınızda bulunan; yaş grubunuz ve cinsiyetiniz gibi bilgiler, genel konumunuz, geçerli arama sorgunuz, önceki arama etkinliği, Google oturumunuz açıkken gerçekleştirdiğiniz etkinlikler, reklamlarla önceki etkileşimleriniz, ziyaret ettiğiniz web sitelerinin türleri, cihazınızdaki mobil uygulama etkinliği türleri, başka bir cihazdaki etkinlikleriniz, günün saati, reklam verene verdiğiniz bilgiler… Ardından şu ibare çıkmaktadır; “Google, reklamları sizin için daha yararlı olacak şekilde kişiselleştirebilir. Kişiselleştirilmiş reklamlar; ırk, din, cinsel yönelim veya sağlık durumu gibi hassas kategoriler baz alınarak gösterilmez veya gizlenmez.” Buradan da görüldüğü üzere teknoloji devleri dijital ayak izlerimizi açık şekilde takip ettiklerini beyan etmektedir.


Bugün internetin oluşturduğu kültür göz önüne alındığında kullanıcıların mesaj uygulamaları veya sosyal medya aracılığıyla en mahrem anlarını ya da özel hayatlarını kendi istekleriyle paylaştıkları görülmektedir. Veri koruma hakkı, özel hayatın gizliliği hakkı, bilgi verme rızası gibi birçok konuda verilen mücadeleler özellikle dijital yerli olarak adlandırılan genç kuşak tarafından umursanmamaktadır. Bu olguyla birlikte internette yapılan her hareketin kayıt altına alındığı ve dijital bir ayak izi bıraktığı düşünüldüğünde ortaya büyük miktarda veri çıktığı görülmektedir. Bugün standart bir internet kullanıcısının 10 yıl içinde 70bin veri noktası bıraktığı belirtilmektedir.


Bu durum hayatın olağan akışı içinde kullanıcının karşısına belirli yerlerde net şekilde çıkmaktadır. Örneğin yapılan bir ankete göre işverenlerin %47’si iş başvurusu sonrasında potansiyel çalışanlarını daha yakından tanımak için sosyal ağ sitelerini kontrol etmektedir. Söz konusu işverenlerden %76’sı Facebook’u, %53’ü Twitter’i ve %48’i Linkedin’i bu kontrol işlemi için kullanmaktadır. Kontrol sonrasında firma politikalarıyla uyumlu gözüken adayların %68’i işe alınmaktadır.


Öte yandan dijital ayak izleri siyaset ve algı yönetiminde manipülatif şekilde kullanılmaktadır. Cambridge Analytica şirketinin yaptığı psikografik bölümleme, seçmenlerin beğenilerini, gönderilerini veya yorumlarını yani dijital ayak izlerini gruplayarak psikolojik bir profil oluşturmaktadır. Sonrasında ise bu profiller beş ayrı kategoriye ayrılarak mikro hedefleme yapılmaktadır. Bunun sonucunda kararsız seçmenin belirlenen aday lehine kararlı hale dönüşmesi için kişiselleştirilmiş dijital reklamlar kullanılmaktadır. Kitlesel iletişimde ortaya çıkan iletişim aksaklıklarına nazaran bu yöntem, seçmenlerin önemsediği konularla ilgili bireyselleştirilmiş ve hedeflenmiş politik reklamları kullanarak onların algılarını etkilemektedir. Bu yöntemin birçok ülkede ve Brexit sürecinde de kullanıldığı iddia edilmektedir.


Dijital ayak izi istihbarat alanında da oldukça etkili kullanılmaktadır. Müberra Gürel’in “Biri Sizi Gözetliyor” kitabına göre; örneğin Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi NSA, nihai kullanıcının kullandığı bilgisayarlardan oldukça farklı nanoteknolojik bilgisayarlar kullanmaktadır. NSA eski çalışanı Edward Snowden The Guardian gazetesinde çalışan bir gazeteciye kurumuyla ilgili bir takım bilgiler açıklamıştır. Snowden’in aktarımına göre NSA vatandaşlık haklarını ihlal ederek ABD vatandaşlarının hemen hepsini izlemiştir. NSA ve diğer ülkelerin istihbarat servisleri bu izlemeleri yapabilmek için belirli teknik altyapıları ve çok uluslu şirketleri kullanmaktadırlar. SIGINT (Signal Intelligence), XKEYSCORE, SSO (Special Source Operations) TEMPORA, UPSTREAM, ECHELON, UKUSA ve PRISM gibi elektronik sistemlerin belirli istihbarat servisleri tarafından kullanıldığı bilinmektedir. İddialara göre yine bu sistemlerle Avrupa’nın %90’ı dinlenmektedir. Özellikle PRISM, Microsoft, Yahoo, Google, Facebook, PalTalk, YouTube, Skype, AOL, Apple gibi yaygın kullanılan teknoloji firmalarının sunucularına doğrudan bağlanabilmektedir. Bu yöntemle birçok kişisel veri elde edilmektedir. PRISM ile telefon konuşmaları, internet tabanlı sesli iletişimler, video konferanslar, e-posta içerikleri, transfer edilen dosyalar, fotoğraflar, arama motoru geçmişi gibi kişisel verilere ulaşılabilmektedir. Böylece ihtiyaç halinde bazı bireylerin profilleri oluşturulmakta ve analiz edilmektedir.


Bu konuyla ilgili kilit noktalardan biri de 5G’dir. Yakın gelecekte nihai kullanıcıya sunulacak olan 5G mobil iletişim teknolojisi hali hazırda gelişmiş ve çok sayıda kullanıcısı olan mobil cihazları olduğu gibi dijital ayak izi toplama yöntemlerini de farklı bir boyuta taşıyacaktır. Diğer yandan giyilebilir teknolojiler ve nanoçiplerle entegre olacak sanal gerçeklik cihazları insanın duygu durumunu anlık olarak kontrol edebilecek ve bilgileri ilgili veri merkezlerine iletecektir. Yani sanal gerçeklik evreninde gezdiğiniz yerler dışında hissettiğiniz duygular da dijital ayak izi olarak kayıt altında olacaktır. Bu açıdan bakıldığında geleceğin dünyasında dijital ayak izleri sayesinde toplanan mikro verileri temel alan bir “Çok Uluslu Dijital Diktatörlük” oluşma ihtimali yüksektir.


Burada sorulacak son soru şudur: Orwell mı yoksa Huxley mi haklı?


Özgün Çağlar Berkit

 
 
 

Yorumlar


bottom of page