ALFA KUŞAĞI
- 5 Mar
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 18 Mar
“Elden çıkarılabilir olmanın ürkütücü hayaleti, insani bağların güvencesine sığınmamıza yol açar.”
Zygmunt Bauman

Kuşak kavramını bilimsel anlamda ilk ele alan kişi 1923 yılında yazdığı “The Problem of Generations” makalesiyle Karl Mannheim’dir. Mannheim’e göre insanlar, ailelerinden daha fazla yaşadıkları zamanın etkisi altındadır. Kuşak kavramının bilinir hale gelmesi ise 1990’ların başında William Strauss ve Neil Howe’un yaptığı çalışmalarla başlamaktadır. Talcott Parsons’un “sosyal düzen ihtiyacı arttıkça toplum yeni bir faza girer” düşüncesinden etkilenen Strauss ve Howe; kuşakları belirli arketiplere, akran davranışlarına, kişiliklere ve toplumsal olaylara tepkilerine göre kategorize etmiştir. Bu kuşaklar günümüzde kısaca “Baby Boomers, X, Y, Z, Alfa ve Beta” olarak anılmaktadır.
Basalla “Teknolojinin Evrimi” kitabında: “İnsan ürünü olan şeylerin çeşitliliği, canlı türlerinin çeşitliliği kadar şaşırtıcıdır. Taş aletlerden mikroçiplere, su değirmenlerinden uzay gemilerine raptiyelerden gökdelenlere kadar çeşitlilik içeren yelpazeyi gözünüzün önüne getirin” demektedir. Teknoloji, medeniyeti şekillendiren yapıtaşlarından biri olarak görülmektedir. Bugüne yaklaştıkça ilerleyen ve aynı zamanda hem toplumu hem de bireyi dönüştüren teknoloji, günümüzde dijitalleşmenin kuşaklara olan etkisi adı altında ayrı bir tartışma konusu olarak irdelenmektedir. Çağımızda bireyler dijital teknolojiyi ve siber ağı kullanmak zorundadır. Bu durum tercih meselesi olmaktan çıkmış hem bir gereklilik hem de Darwinist bir var olma savaşına dönüşmüştür. Özellikle kuşaklar arasındaki teknolojiyi anlama ve kullanma noktasındaki farklar, var olan uçurumları daha da derinleştirmektedir. Geçmişte doğa karşısında yaşanan hayatta kalma mücadelesi günümüzde özellikle bazı kuşaklar için teknoloji karşısında hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştür.
İnsanın yarattığı küresel ağın içinde yer alan kuşaklar birbirlerinden çok farklı siber dünyaların içindedir. Alfa ve Z kuşağı görsel zekâsı daha yüksek ekran kuşağı olarak adlandırılırken, çoğu X ve hatta Y kuşağı dijital tabletten yazı okumakta zorlanmaktadır. Yeni nesil insanların yazı yerine görsel tercih etmesi aslında köklerimizde olan bir durumdur ve yazı, insanlık tarihiyle karşılaştırıldığında yeni bir kavram olarak görülmektedir. Uzmanlar modern yazıya en yakın örneğin yaklaşık 5500 yıl önce ortaya çıktığını aktarmaktadır. Bu bakış açısıyla değerlendirildiğinde yeni ağ toplumunda yaşayan Z ve Alfa kuşağının ekran toplumunun da yönlendirmesiyle yazıdan daha uzun kullandığımız görsel sisteme geri döndükleri düşünülebilir: Petroglif ve hiyerogliflerle emojilerin arasında bağ kuran birçok çalışma bulunmaktadır. Ayrıca bu kuşağın dijital teknoloji ile büyümesi sebebiyle bir “hipermetin zihin” geliştirdikleri ifade edilmektedir. Geçmişte mızrağı ve el baltası yaşamsal olan bireyin günümüzde akıllı telefonu ve interneti yaşamsaldır. Geçmişte göçebe olduğu için kamusal alandan yoksun olan bir toplum varken bugün de siber dünyanın sınırsız olması sebebiyle dijital kamusal alan tanımlaması yapmakta güçlük çeken bir toplum bulunmaktadır. Diğer yandan dijital kuşak kendi personasını fiziksel var oluşun dışında, dijital ortam yoluyla tekrar var etmiştir. Kendisini, kurduğu ya da vatandaşı olduğu siber dünyanın tanrısı gibi görmektedir. Bu açıdan bakıldığında hayatta olan nesiller içinde teknobiyolojik eklemeleri hızlı şekilde kabul edip tam anlamıyla sibernetik organizmaya geçiş yapacak yani bir anlamda kendi sınırlarında tanrılaşacak kuşağın alfa kuşağı olacağı söylenebilir.
Alfa kuşağı 2010 ve 2025 arasında dünyaya gelen ve gelecek çocukları kapsamaktadır. Bu kuşak doğduğu andan itibaren reel hayatın haricinde küresel ağın içinde de var olmaktadır. Bu nedenle sınır algısı azdır. Sebebi ise sahip olduğu dijital enstrümanların tüm dünya ile entegre ilerlemesidir. Alfa kuşağının yaklaşık beş yıl içerisinde iki milyar nüfusa ulaşması beklenmektedir. Nüfuslarının en fazla artış göstereceği ülkeler Hindistan, Çin ve Endonezya olarak görülmektedir. Böylece dünya üzerindeki en kalabalık kuşak olacaklardır. Bu kuşağın her bir üyesi gelişmekte olan dijital teknolojileri hayatının değişmez bir parçası haline getirecektir. Mobil aygıtlar, 5G/6G, yapay zeka, biyoteknoloji ve nöroteknoloji gibi kavramların bu kuşağın ikonları olması beklenmektedir. Alfa kuşağı tamamen dijital teknolojinin içinde büyüyen ilk kuşak olduğu için gelecekte dünyanın sistemiyle ilgili üstleneceği görevler önemli görülmektedir. Alfalardan doğacak çocuklar ise şimdiden beta olarak nitelendirilmektedir.
Dijital teknolojinin kesinliği içinde büyüyen alfa kuşağı, kısa zamanda ağdaki büyük enformasyona maruz kalması nedeniyle kodlamanın çekirdeği 0-1 kadar keskin ve analitik bir gerçeklik arayışında olacaktır. Böylece baby Boomers ve hatta Y ve Z kuşağının teknolojiyi sadece telefon ve sosyal medya olarak gören büyük bir kesimi eğer gelecek multidisipliner ilerlemeye uyum gösteremezse ıskartaya çıkarılacak ve bir gereksizler sınıfı oluşacaktır. Alfa kuşağı gelecek dönem teknolojisinin hem kullanıcısı, hem üreticisi hem de bilgesi olarak yeni bir dijital gerçeklik inşa edecektir. Teknolojik bireyselleşme azalmasa da, bugün örneklerini görmeye başladığımız ve ağın desteklediği kitlesel iş birliği modelinin de gelecekte geçerli olacağı söylenebilir. 2004 ve sonrasında Facebook’u hızlıca kabullenen Y kuşağını, 2016 yılından sonra TikTok’u hızlıca kabul eden Z kuşağı, onu ise kendi biyolojisini teknoloji ve ağ ile entegre etmeyi hızlıca kabul edecek olan alfa kuşağı takip etmektedir.
Diğer bir durum ise bu teknolojilere erişim noktasında oluşacak eşitsizliklerdir. Bu eşitsizlik farklı sosyoekonomik seviyelerdeki “alfaların” arasındaki uçurumun zekâsal ve fiziksel olarak da açılmasına sebep olabilir. Oluşacak elit “sibernetik organizma” kesim yeni nesil insanın tüm gücünü elinde bulundururken, buna ulaşamayanlar artık gereksiz olarak görülebilirler. Georg Simmel “Bireysellik ve Kültür” kitabında: “Topluluğun kendi çıkarı için yapmakta yarar gördüğü ama yoksul kişinin çoğunlukla talep etme hakkının olmadığı yardım, yoksul kişiyi grubun faaliyetinin bir nesnesi haline getirir ve onu bütünden belli bir uzaklıkta olan bir yere yerleştirir, ki bu da onu bütünün insafı sayesinde yaşayan bir corpus ville* haline getirir, hatta bazen bu yüzden bütünün amansız düşmanı olmasına neden olur” demektedir. Bauman ise: “Elden çıkarılabilir olmanın ürkütücü hayaleti, insani bağların güvencesine sığınmamıza yol açar” diye aktarmaktadır.
Alfa ve beta kuşağının şimdikinden daha “insani”, barışçıl ve adil bir dünyada yaşaması dileğiyle…
* Lat. Kolayca gözden çıkarılabilir bir kişi, hayvan ya da nesne.
Özgün Çağlar Berkit






Yorumlar